BOYKOT ESASLI BİR DURUŞTUR
Düşman vahşice saldırmaya devam ediyor. Hiçbir kural ve yasa tanımadan. Hiçbir otoriteyi takmadan. Düşman bu, adı üstünde, yapar.
Asıl olan düşmanın nasıl mevzilendiğinden, neyi kullanarak bizi vurduğundan çok bizim imkânlarımız ölçüsünde düşmana nasıl bir karşılık verdiğimizdir, nasıl bir konum belirlediğimizdir. Asıl olan, bizim ne yaptığımızdır.
Asıl olan düşmanın tüm pervasızlığına, vahşiliğine karşılık bizim mücadeleyi aslî bir gündem olarak öncelik sırasının en başında tutmamızdır. Hareket halinde olmamızdır. Mücadelenin mevzisini güçlendirmek için kesintisiz bir arayış ve gayret içinde olmamızdır.
Boykot, bu anlamda düşmanla mücadelede elimizdeki en önemli mevzilerden, en önemli araçlardan biridir. Hamasi bir slogan ya da günübirlik eylem değildir boykot. Uzun soluklu, her aşaması kıymetli, yediden yetmişe on yılları, belki yüzyılları göze alacak bir mücadele aracıdır boykot.
Boykotu faydalı olmayan bir araç olarak görenlerin bunu dillendirmeden önce düşmanla mücadelede, mevcut şartlarda toplumun her kesimini içine alacak bir alternatif sunmaları elzemdir. Bu alternatifi sunmadan, farklı araçlar geliştirmeden mevcut (kimilerince işe yaramaz) alternatifi itibarsızlaştırmak büyük bir vebal getirir. Bilirsiniz, âlimlerimiz bir bid’atin bile ortadan kaldırılmasının şartı olarak alternatifini üretmeyi şart koşarlar. Düşünün bir bid’ati bile…
Şüphesiz boykot silahını esaslı bir şekilde kullanamadığımız, yaygınlaştıramadığımız, üzerimize düşeni hakkıyla yerine getiremediğimiz doğrudur. Bu konuda zayıf kalmamız kullandığımız aracın gereksiz, yetersiz olduğu sonucunu doğurmaz. Burada sorgulamamız gereken kullandığımız araç değildir. Sorgulamamız gereken zayıflığımızdır. İrademizi ortaya koymamamızdır. Bu ve benzeri konulardaki eylemde bulunma zayıflığımızdır.
Sorgulamamız gereken düşmanın mücadele alanındaki zayıf noktalarını tespit etmek ve bu noktaları savaş stratejileri bağlamında en iyi şekilde kullanmaktır. En zayıf yerinden vurmaktır düşmanı. Düşmanın en büyük zaafı dünyayı çok sevmesidir. Dünyaya bağlılığıdır. Düşmanın en büyük silahı ekonomik gücüdür. Tarihi kayıtlara bakın, ekonomik olarak zayıf olduğunda ayak öpmüştür düşman. Ekonomik olarak güçlü olduğunda ise her tür vahşeti uygulamaktan imtina etmemiştir.
Dikkate alınması gereken bir hususta şudur: Boykot belli bir zaman diliminde, düşmanın saldırısı ile tedavüle konulan, zaman ve zulüm ayarlı bir alternatif değildir. Boykot, her zaman ve her şartta onurlu ve erdemli bir hayatı düstur edinen Müslümanların duyarlı olmalar ve hassasiyet göstermeleri gereken, izzetli bir hayatın temel bir ilkesi, vazgeçilmez bir şartıdır.
Boykot, aynı zamanda nasıl ki zekâtı, namazı, orucu toplumun içinde diri tutmamız, yaymamız, gündemde tutmamız gerekiyorsa, aynı hassasiyetle diri tutmamız, yaymamız gereken bir vacibiyettir, görevdir, toplumsal ıslah çalışmasıdır. Ümmet bilincinin, erdemli bir dünyanın vazgeçilmez ilkesidir.
Müslümanların yeniden dirilişinde sorunlarına sağlıklı teşhiste bulunmalarının elzemliliği kadar, bu sorunların çözümünde gösterdikleri istikrar, sahip oldukları kararlılık ve çözümle ilgili sebat göstermeleri de şarttır. Görebildiğimiz kadar önümüzdeki en temel problemlerden biri sürecin sağlıklı işlememesidir.
Yazımızı kısa bir hikâye ile bitirelim: Şamlı âlim İzz bin Abdüsselam (1182-1262), Haçlılara silah satmanın haram olduğunu söyler ve dönemin esnafını bir bir gezerek bu fetvası hakkında onları bilgilendirir: “Bugünden sonra topraklarımıza girip çıkan Haçlılara hiçbir şey satılmayacak ve hiçbir şey alınmayacaktır.” (Sübkî, Tabakat, İzz b. Abdüsselam md.) Bunun üzerine kendisine müracaat edip Haçlılara elbise diktiğini, bu durumun Haçlıların zulmüne onu ortak edip etmeyeceğini sorar. İzz bin Abdüsselam şöyle cevap verir: "Hayır, sen onların zulmüne ortak olmuş olmazsın. Ancak sana iğne ve iplik sağlayan kişi zulme ortak olur; sen ise zalimin bizzat kendisi olursun."