PEKİ, NE YAPMALI?-Bilal AKGÜL

1.09.2023 23:59:05
Bilal AKGÜL

Bilal AKGÜL

 PEKİ, NE YAPMALI?

Önceki yazımızda bir durum tespiti yapmaya ve yapabildiğimiz kadar öneriler sunmaya çalıştık. Kıymetli bir kardeşimizin tavsiyesi ile bu yazımızda dilimizin döndüğü kadar sorun ile ilgili çözümler üzerinde kafa yormaya çalışacağız. 

Evvelen, sorunun geniş kapsamlı, köklü çözümleri ile kısa vadeli pratik çözümlerinin aynı minvalde ele alınmaması, değerlendirilmemesi gerektiği ön kabulünden hareketle, ikinci kısım (kısa vadeli çözümler kısmı)  üzerinde duracağımızı ifade etmek isteriz. Burada amacımız pansuman çözümler sunmak, geçici çözümler üretmek değil, kalıcı çözümlerin alt yapısını oluşturma, temelini sağlamlaştırma çabası olacaktır.

Saniyen, köklü çözümler köklü bir çalışmayı, planı ve gayreti gerektirir. Sahip olduğumuz koşullar maalesef bu konuda elverişli değil. Köklü sorunlara ancak köklü kurumsal bir yapı ile çözümler üretilebilir ki mevcut koşullarda bu konuda çözüm üretebilecek köklü bir alternatif görünmemektedir.  

Mevcut eğitim koşullarında eğitim ortamını iyileştireceğini düşündüğümüz konuları, pratik çözümleri başlıklar halinde ifade edelim. 

1-Eğitim atmosferi. Son yirmi yılda bu konuda ciddi adımlar atılmasına rağmen halen mevut eğitim atmosferinin ciddi riskler barındırdığı kanaatindeyim. Atmosferle ilgili en temel problem bizim kültür ve medeniyetimizi yansıtmaktan uzak olmasıdır. Kültürümüzün geçmişten süregelen birikimini, ilkelerini, iletişim tecrübesini okul ortamlarımıza yansıtmayı hayati bir gereklilik olarak görüyorum.  

İkinci elzem sorun olarak sadece sınavların, testlerin, akademik başarının eğitim sisteminin merkezine yerleştirilmesidir. Nerede ise her okulun, varlık gayesi olan kendine özgü dersleri bir kenara koyup salt YKS sınavındaki başarıya odaklanması, eğitim çarkının merkezine bunun konulması kanaatimce en başta akademik başarıyı ne kadar etkilediği tartışmalıdır. Bir İmam Hatip Okulu diğer okullardan ayıran meslek derslerini bir kenara koyup yerine sınavlarda çıkan dersleri ön plana çıkardığınızda ya da bir Fen Lisesi’ni diğer okullardan ayıran fen derslerini, uygulamalarını bir kenara koyduğunuzda bu okulları ayrıcalıklı kılan, değerli kılan özelliklerinden mahrum etmiş olursunuz. 

İdealin verilmediği, karakter inşasının merkeze alınmadığı, ahlaki gelişimi öncelemeyen bir eğitim atmosferinde akademik başarının ne kadar yakalanacağı müphemdir. Okulunun atmosferinde ahlaki ilkeleri atmosfere yansıtamayan, ilim aşkını öğrencisinin kalbine koyamayan, toplumsal tecrübesini, zenginliğini öğrencisine veremeyen bir atmosferin akademik başarısının nakıs kalacağı açıktır. 

2-Üstadların hayatlarının, şahsiyetlerinin bilinmesi: Şu ana kadar ihmal edilen ve ihmal edildiği için gençliğimizi hem bir ideal sahibi olmaktan uzak tutan, özgüven kaybına neden olan, üretkenliğine ket vuran konulardan biri geçmişin birikim ve tecrübesinden mahrum bırakılmadır. Jules Payot, üstatların okunmasının önemine vurgu yapar. ”Doğrusu yaşayanlara nispeten daha fazla destek alabileceğimiz ölüler var. İşin gerçeği hayatı canlılardan daha iyi aktarabilen ölüler mevcut… ’Büyük şahsiyetler ordusu’ bizim doğru bir şekilde mücadele etmemize yardımcı olur. ‘Yüzyılların en önemli kişileri’ eğitimimize büyük katkılar sağlar” 

Üstadlarının hayatlarının zenginliği ve örnekliği gibi eserlerinin de önemi büyüktür. Kendi dönemlerini aşan tecrübe ve yaşanmışlıkları satırlarının arasına ilmek ilmek örerken, bize hayatımızın bundan sonraki kısmı için muazzam bir tecrübe, yol işaretleri sunmaktadırlar. 

Bundan olsa gerek ki Mehmed Akif, Hafız’ın ‘Divan’ını ezberleyecek kadar çok okumuş, mütalaasını yapmıştır. Ya da İkbal’in Peyam-ı Maşrık’ını defalarca mütalaa etme gereği duyması… 

Üstatlarımızın hayatında yaşanmışlıklarının yanında kültür ve medeniyetimizin hayatın her safhasındaki yansımalarını, ete kemiğe bürünmüş halde görmek mümkündür. Geçmiş hayat tecrübesinin günümüze taşınması… 

Buradan hareketler Biruni, İbni Sina, Cabir bin Hayyan gibi ilim adamlarımızın; Haris el Muhasibi, İmam Gazali, İmamı Azam gibi şahsiyetlerin, bunların yanında Aliya Izzetbegoviç, Mehmed Akif, Fuad Sezgin, Babanzade Ahmed Naim gibi yakın dönem bilgelerinin tanınmasını, eserlerinin okutulmasını önemsiyoruz. Bu ve benzeri şahsiyetlerin okutulması neslin geleceğe daha umutla bakmasına, adımlarını daha sağlam bir şekilde atmasına katkıda bulunacaktır.

Bu ve benzeri kişiler hakkında okullarda paneller, seminerler, söyleşiler yapılabileceği gibi, bülten hazırlanabilir, dergi çalışması yapılabilir, şiir ve makale yarışmaları düzenlenebilir. Bu şahsiyetlerin öğrencinin gündemine girmesi, görüş alanında olması, rol model olarak bu şahsiyetlerin verilmesi hayatın zorlukları ile mücadelede adeta yol azığı görevi görecektir. Medeniyetinde istikamet üzere mukim olmasına katkıda bulunacaktır. 

3- Kitap okuma alışkanlığının kazandırılması. Temel problemlerimizden biridir kitap okuma alışkanlığı. Problemin ana kaynağı ise eğitimcilerin okumaması. Bilgiye doymuş(!) olmaları… Dersin ilk yirmi dakikası, okulun son saatinin veya yapılan okumalardan sınav yapılıp sözlü notu olarak verilmesinin, kitap okumaya alışkanlığına katkısının olmadığını gördük, görüyoruz.

Farklı yöntemler, farklı yollar denememiz lazım. Öğrencimizin önüne seçkin eserler koymak bunlardan biri olabilir mesela. Öğrencinin ihtiyaçlarının, önceliklerinin gözetildiği bir ihtiyaç listesi mesela. Bir Fen Lisesi öğrencisinin İbni Sina’nın hayatını ele alan seçkin bir kitap okuması, her lise düzeyinde Jules Payot ‘un veya Dr. Ethem Bakar’ın İrade Terbiyesi serisinin okutulmasını elzem görüyoruz. Okutulan kitaplarla ilgili münazara, tahlil, panel türü çalışmaların, bülten çıkarılmasının da hedefle ilgili öğrencilere katkıda bulunacağını düşünüyorum. Öğretmenlerle birlikte alınan ortak bir kararla haftada en az bir kitap bitirme hedefi belirlenebilir. 

Bunun için de okullarımızın kütüphanelerinin zenginleştirilmesi, işlevsel olması, adeta okulun beyni rolü görmesi yukarıda bahsettiğimiz sürece olumlu katkıda bulunacaktır. Bir kıvılcımdır çok büyük yangınlara neden olan. Ruha dokunan birkaç paragraflık malumat… Yol haritası… 

4-Ortaokul-lise düzeyindeki bir öğrencinin ülkesinin-toplumunun yakın geçmişi ile ilgili bilgi sahibi olması gerekir. Özellikle bilim ve sanatla ilgili geçmiş birikimden gencin bilgi sahibi olması gerekir ki özgüven kazansın. Sadece doğrularını, güzelliklerini, ürettiklerini bilmek gence özgüven kazandırmaz kanaatimce. Yanlışlarını, yenilgilerini, teknolojideki eksiklerini bilmek de özgüven kazandırır. Sadece yenilgileri ya da sadece üstünlükleri öne sürmek risklidir. Ve tehlikeli. Günümüzde hâlâ bu konuda ciddi bir eksiklerin olduğu kanaatindeyim. Çocuklarımız maalesef oluşan eğitim atmosferi ile hemen hemen her alanda sadece Batı’nın geliştirdiği, icat ettiği, alan ve konulara muhatap olmaktadır. Önemli bir kısmının doğruluğunun tartışmalı olduğu özellikle Fuat Sezgin’in yaptığı çalışmalarla ortaya çıkmasına rağmen. Bu durum neslin özgüven kazanmasının önünde bir engeldir. Yaratıcı ruhunun harekete geçmesinin önünde bir sorundur. Şüphesiz Batı’nın bilime önemli katkıları olmuştur fakat bilimin tek kaynağı ya da yegâne kaynağı olarak Batı’yı gören bir yaklaşım problemdir. Hastalık medenidir. 

5-İletişim araçları ve internetin yarattığı riskler. Bugün maalesef çok farklı saiklerle gençlerimizin önemli bir kısmı akıllı telefon kullanmakta, sosyal medya mecralarında bulunmakta, farklı oyun kulvarlarında zaman öldürmektedir. Gerek akıllı telefon gerekse sosyal medya mecraları genç dimağların en güzel zamanlarını esir almakta, dikkat dağınıklığı gibi çeşitli hastalıklara düçar kılmakta, kimisi de bahis vb. oyunlarla hem kendi geleceklerini hem ailelerinin geleceklerini risk altına almaktadırlar. Ve maalesef eğitim kurumlarımız bu konularda tedbir almakta zorlanmakta, aldıkları kararları uygulamakta sıkıntı çekmektedirler.   

Problem, görebildiğimiz kadar hem bilgilendirme çalışmalarında eksiklik görünmekte hem de alınan kararlarla ilgili bir kararlılık görünmemektedir. Bu da çok genç yaşta öğrencinin hem zamanlaması hem de içeriği tartışmalı, sıkıntılı malumatla yüzleşmesine neden olmakta, kişinin beden ve ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. Olgunlaşma sürecinde hasarlar meydana getirmekte, yaralar oluşturmaktadır.

Şüphesiz eğitim meselesi her toplumun, devletin kadim meselesidir. Bulunulan koşullarda, atılabilecek her adımı atmak, gelecekle ilgili ümitleri arttıracak, yarın daha nitelikli adımların atılmasına ön ayak olacaktır. Aksi durumda mevcut hal muhal…Selam ve dua ile

 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları


Tüm Hakları Saklıdır © 2021 Kahta Havadis | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.