Bayram Günü Gelen Siyaset Yazısı
Satırlarıma Ramazan Bayramının İslam ümmetine ve bütün insanlığa hayır getirmesini dileyerek başlamak istiyorum. Rabb’im, başta Filistinli ve Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz olmak üzere dünyanın dört bir yanında cehd eden kardeşlerimizin yâr ve yardımcı olsun.
Saniyen, bayramlar toplumun nabzının da iyi tutulduğu zamanlardır. Eş, dost, akraba ziyareti derken çoğu kez koyu bir siyaset muhabbeti oluşabilmekte, bir bayram ziyaretini çokça aşan konular konuşulabilmktedir.
Tabi birinci gündemi 31 Mart’ta yapılan yerel seçimler ve sonuçları oluşturmaktadır.
31 Mart seçimleri bir çok boyutu ile birer deney özelliği göstermektedir. Her seçimde olduğu gibi bu seçimde de tarafların şapkalarını önlerine koyup “Biz nerede doğru yaptık?” veya “biz nerede yanlış yaptık?” sorusunu sorup buna göre bir yol haritası çizmeleri, doğrularını arttırma ile ilgili çalışma yapmaları, yanlışlarını azaltma çabasına girmeleri gerekmektedir. Çünkü, siyaset kurumunun istikrarı, siyaset yapanların istidadı bunu gerektirir. Aksi durumda bugün tarihin derinliklerine gömülmüş, anı, sanı unutulmuş birçok siyasi parti ve şahsiyet gibi “tarih” olunması içten bile değildir.
Kanaatimizce siyaset sınavının her daim kazananları siyasetlerinin odağını oluşturan ilke ve değerleri her daim ayakta tutmaya çalışan, bunun gereği için gece gündüz, dur durak bilmeden efor sarfedenlerdir. Bunlar kaybetse de kazananlardır. Kısa vadede olsun uzun vadede olsun asıl kazanacak olanlardır.
Sınavı kaybedenler ise ilkelerin, ideallarin, değerlerin değil kısa vadeli menfaatlerin siyasetlerinin merkezinde olduğu kişilerdir. Bunlar kazansa da kaybedenler sınıfındandır kanaatimce. Bu tür kişilerin siyasetleri rüzgarın bir esişi kadar bile istikrarlı değildir. Dün kara dediğine bugün kolayca beyaz, bugün beyaz dediğine yarın rahat bir şekilde siyah diyebilir. Merkezde olan bireysel ikbal ve çıkar olunca yolda atılan slogan, mensup olunan kurum ne olursa olsun kantarın topuzu hep “gözü doyurma” odaklı olacak, atılan sloganın tonu, mensup olunan kurumun rengi ne olursa olsun yolu gösteren pusula her daim yozlaşmaya, çürümeye kapı aralayacaktır.
Bu sınavı kaybedenlerin içinde de bir sınıflandırma yapmak mümkündür. Zahirde sınavı kazananların yanında görünüp, zihinsel ve savunduğu hayat misyonu açısından sınavı kaybedenlerin yanında olanlar da var ki siyaset kurumunun en uyanık olması gereken, en çok dikkat etmesi gereken kesim bu kesimdir. Bu kesim, ağacı içten çürütme potansiyeli yüksek olan bir kesimdir.
Bugün iktidarı ile muhalefeti ile varsa bir çürüme burada, bu kesimde aramak gerektiği kanaatindeyim.
Menfaat devşirmede siyaseti bir araç olarak kullananlardan bu kesimleri daha tehlikeli kılan etken, bunların çok rahat bir şekilde bireysel ikballeri için fitne oluşturabilmeleri, siyaset kurumunun omurgasını oluşturanlara çamur atabilmeleri, fitne çıkarabilmeleridir. Siyasetin ana dinamiklerini birbirine düşürmeyi bir “ilke” olarak görebilmesidir. Bireysel çıkarı kıble edinmeleridir.
Batı’da makyavelizm dediğimiz anlayışın siyaset kurumunda kendine yer bulmasıdır bu aynı zamanda.
Amaca giden her yol, her söylem mübahtır anlayışına sahip kişi ve kesimlere karşı siyaset kurumunun ve toplumun uyanık olması, kurumun aynı zamanda bir ıslah hareketi işlevi görmesinin de temel şartıdır.
Toparlamaya çalışalım. Şüphesiz siyaset kurumunun toplumun rüştünü ıspatlaması üzerinde büyük bir etkisi, gücü bulunmaktadır. Siyaset yapıcılarının çalışmalarının her aşamasında “Asıl kazanç nedir?”, “Hangi eylem bir kayıp işaretidir?”, “Yapılan hangi yanlış ya da hangi davranış siyaset kurumunu çürütür?”, sorularına her daim ellerinin altında tutmaları gerekmektedir.
Bu soruların gündemimizde olması bugünü sağlıklı ve etkili bir şekilde değerlendirmemize vesile olacağı gibi, yarınların erdemli toplumunun inşaasında da itici bir güç olacaktır.
Selam ve dua ile.