DEİZM VE PASİF TANRI İNANCI-M.Emin FIRAT

16.12.2025 14:51:53
M.Emin FIRAT

M.Emin FIRAT

 DEİZM VE PASİF TANRI İNANCI

       Andolsun ki, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim buyruk altına aldı?" diye sorsan muhakkak: "Allah" diyeceklerdir. Nasıl da (haktan) uzaklaştırılıyorlar! Andolsun, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?' diye soracak olursan, şüphesiz: 'Allah' diyecekler.( Ankebut 61) mealinde birçok ayet vardır ve bu ayetler Deizmi açıklayan en güzel tanımlardır.
     Modern dönemlerde ‘’Deizm’’ kavramı kullanılsa da ‘’Pasif Tanrı’’ inancı en eski küfür dinidir. Cahiliye döneminde müşriklerin dini inanışları deizm ile büyük benzerlik arz eder. İmam Rabbani ile çağdaş olan Şah Ekber döneminde oluşturulan din, deizmle paralellik göstermektedir. Tevhit inancına göre Allah kâinatı yaratı ve insanı yeryüzünün halifesi – sorumlu kişisi kıldı. Tevhit inancına göre Allah yaratığı tüm canlıları sürekli gözlemler, onlara peygamberler gönderir, onları rızıklandırır, olaylara gerektiğinde müdahale ede. İnsanları tekrar diriltecek ve onları amellerin karşılığında cezalandıracak veya mükâfatlandıracaktır. Allah sürekli diridir, yaratma halindedir, insana şah damarından daha yakındır, terbiye edendir, duaları iştir ve icabet eder. Tevhit inancında Tanrı – Yaratıcı aktiftir, sürekli bizimle beraberdir, O Allah’tır, hem İlah, hem de Rab’dır.
      Buna karşın deist inancına göre Tanrı kâinatı ve canlıları yaratıktan sonra onları kendi kaderleri ile baş başa bırakmıştır. Tanrı insanlarla ve diğer canlarla uğraşmaz. Bu gibi küçük işeler uğraşmak onun şanına yakışmaz. Dolayısıyla peygamber ve kitap göndermez. Ahiret, yeniden dirilme, hesap, ceza ve mükâfat vb. olaylar insanların hayal ürünüdür.  Her şeyden önce deizmin tanrısı sorumsuz ve acımasız bir tanrıdır. Tıpkı çocuğunu terk edip giden anne baba gibi. Yarattığı insanları ve canlıları kaderleri ile baş başa bırakmak, onların rızıkları ile ilgilenmemek yaratıcıya yakışacak bir tutum ve davranış değildir. Dünyada saniyede üç çocuk doğmaktadır. Göz retinasından parmak izine, yüz şeklinden ses tonuna kadar farklı olan bu çocukların yaratılışı önceden programlanmış bir sistem ile gerçekleşmesi mümkün mü? Özelikle irade sahibi olan insanın yaptıklarından sorumlu olmaması akla ve vicdana uygun değildir.  İrade sahibi olan, doğru ve yanlışı birbirinden ayırt edebililen, diğer canlılara iyilikte bulunma veya zulüm etme yeteneğine sahip olan insanın mutlaka davranışlarından sorumlu olması gerekir.
        Özellikle son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde hızlı bir şekilde yayılan deizm inancı neden bu kadar rağbet görüyor? Maddeyi temele alan, insanı manevi duygularından arındırıp maddeleştiren bilim anlayışı ve bu veriler ışığında verilen eğitim sistemi ile nesilleri yetiştirmemiz, uluslararası şer güçlerinin güdümünde olan medya ve sosyal medyada pompalanan bu olumsuz zihniyetin sonucu olarak insanoğlu iyice bireyselleşti ve maddeleşti. Pasif tanrı inancı insana sorumluluk yüklemediği için nefse hoş geliyor.  Nefis hazır ve maddi zevkleri, hazları ister. Yaratıcıyı inkâr etmek akla, mantığa ve vicdana uygun bir tutum ve davranış değil. Bu yüzden ateizmin muadili olan deizm daha çok kabul görmektedir. Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara ileten peygamberlerin varlığı deistler için can sıkıcı bir durumdur. Çünkü bu elçilerin getirdiği ilahi mesajlar onların özgürlük alanını kısıtlıyor. Peygamber yoksa vahiy de yoktur. Günah ve sevap kavramları da yoktur. Cennet ve cehennem de yoktur. Sorumsuz bir hayat, ‘’Hazın’’ merkeze oturtulduğu bir gündelik yaşam, değer yargılarının ötelenmesi, nefsin putlaştırılması, toplumun ve bireyin hayatından manevi, irfani duyguların arındırılması, bireyselleşme, ailenin parçalanması, eğlence merkezleri sınırsız özgürlük, hızlı tüketim…
       Yaz sıcağında oruç tutmak, kış soğuğunda sabah namazını kılmak iman ister, yürek ister. Malının kırkta birini her sene fakir fukaraya vermek, kent yaşamında nefsini frenlemek her babayiğidin harcı değildir. Dün islamca bir yaşam başta Lut Kavmi olmak üzere birçok kavme zor geldi, bugünde Deist Kavmine zor geliyor. Dün nefsin peşinden sürüklenip dünyevi hazları yaşamak çeşitli kavimlere tatlı geliyordu bugünde deistlerin hoşuna giden bir durum. Özellikle kentlerin büyümesi, eğitim seviyesinin artması, maddi imkânların artması, bireysel yeteneklerin ve imkânların çoğalması, ulaşım ve iletişim imkânların artması vb. sebepler deist yaşam şeklinin gelişmesine uygun bir zemin hazırladı.
      Özellikle peygamber ve sünnet karşıtlarının çoğalmasının bir sebebi de budur. Çünkü peygamber ve onun sünneti müslümana sorumluluk yüklüyor. Kutsal kitabımız olan Kuranı Kerimde ki sorumlulukların oranı azdır. Peygambersiz ve sünnetsiz bir yaşam nefse daha kolay geliyor. Bilim insanlarının söylediklerine kimse itirazda bulunmuyor. Bilim adamları alkol zararlı dediği zaman sıkıntı yok ancak peygamberler ve onların varisleri olan âlimler söylediği zaman bu durum sorun teşkil ediyor. Aynı şekilde filozofların akıl yürütmeleri de insanlar için fazla sıkıntı arz etmiyor. Bunun sebebi bilim insanları ve filozoflar hakikati açıklıyor ancak insanlara sorumluluk yüklemiyor buna karşın peygamberler hakikati söylüyor ve akabinde inananlara sorumluluk yüklüyor. Bu yüzden peygamberlere ve onların varisleri olan âlimlere karşı inancı zayıf ve sorumluluk almak istemeyenle tepki gösteriyor. İlginçtir en fazla da inanmadığını söyleyenler sesini yükseltiyor.  Müslümanların Kuranı Kerimi anlamak yerine yüzüne okumayı tercih etmelerinin sebebi sorumluluk altına girmek istememeleridir. Çünkü anlarsa, öğrenirse yaşamak sorunluluğu doğar ancak anlamadan okursa hem vicdanını rahatlamış olur hem de sorumluluk altına girmemiş olur. Aynı şekilde toplumumuzun mevlit merasimlerini tercih etmesinin de ana sebebi budur. Mevlidi okutursun ve bu sana bir sorumluluk yüklemez. Biz Kuranı Kerimin yüzüne okunmasını ve Mevlidin okunmasını çok güzel bir ibadet olduğu kanaatindeyiz ancak bunu tek başına yeterli görmüyoruz. Hem okunmasını hem anlaşılmasını hem de yaşanmasını savunuyoruz.
           İnanç, iman zihinde ve kalpte şekillenir. Din ise sosyal, siyasal, ekonomik vb. yaşamda kendisine yaşam bulur. Benim inancım beni ilgilendirir, Allah ile kul arasına kimse giremez, imanın kimde olduğu bilinmez gibi argümanların amacı dini, iman ile sınırlandırmak, dini kalbe hapsetmektir. Hâlbuki imanın meyvesi ameldir. Kişi inandıktan sonra tüm hayatını dinin kurallarına göre yaşamalıdır. İnsan Allah ilişkisi (İbadetleri), kişi insan ilişkisi (sosyal Hayat) kişi doğa ilişkisi vb. Kuran ve sünnete göre belirlenir.
      İnancı zayıf Müslümanlar eskiden beri Seküler yaşam bicimize karşı açık ve gizli bir hayranlıklar duymaktadırlar. Seküler kesimin ürettiği markaları tüketmek, onların takıldığı mekanlara gitmek, çocuklarını onların değer yargıları ile büyütmek, onların kolejlerine göndermek, evlerini onlar gibi dekore etmek …  Kendine ve değerlerine değil de rakibinin değer yargılarına özenirsen en başta yenilgiyi kabul edersin ve asimile olup eriyip yok olursun. Dünyevi makam ve hazlar peşinde koşarken ebedi saadeti kaçırırsın. Ömür biter geriye elem ve pişmanlıklar kalır.
      Kişi inandığı gibi yaşamazsa bir süre sonra yaşadığı gibi inanmaya başlar. Tevhit inancına sahip insanların başkalarını eleştirmeyi bırakıp içe dönük düşünmeleri gerekir. İlim kendini bilmektir. Kendini bilen, Allah’ı da tanır. Müslümanların kendi mekânlarını inşa etmeleri gerekir, kendi sanatlarını icra etmeleri gerekir, kendi medeniyet tasavvuruna sahip olmaları gereklidir. Özentiden kaçınıp kendi kişilik ve duruşları olmalı ve bunu sergilemeleri zorunludur. Taklitçilerin ömrü kısa, değeri az olur. Özgün bir kültür ve medeniyet geliştiremezsek yok oluruz. Gelenekle, kutsal ve irfan ile barışmalı, buluşmalıyız. Geleneğin içinde Allah’ın vahiyi, Peygamberin Sünneti, toplumun sağduyusu, insanın irfanı saklıdır.
    
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları


Tüm Hakları Saklıdır © 2021 Kahta Havadis | Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.