SEKÜLERİZM, MİLLİYETÇİLİK GE MANEVİ BOŞLUK-M.Emin FIRAT
M.Emin FIRAT
Sekülerizm, Milliyetçilik ve Manevi Boşluk
Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinden itibaren hız kazanan modernleşme hareketleri, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte daha radikal ve sistematik bir dönüşüm sürecine girmiştir. Yeni rejim, siyasal, hukuksal ve kültürel alanlarda kapsamlı reformlar gerçekleştirerek toplumu modern ulus-devlet anlayışı doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi amaçlamıştır. Bu süreçte laiklik ilkesi temel belirleyicilerden biri olmuş, dinin kamusal ve siyasal alandaki etkisi sınırlandırılmıştır.
Cumhuriyet kadroları, modernleşmenin önündeki engellerden biri olarak geleneksel dini yapıları değerlendirmiş ve toplumsal dönüşümün seküler bir çerçevede yürütülmesini hedeflemiştir. Din terakkiye manidir felsefesi hâkim inançtır. Bu dönemde rüzgâr ‘’Garpçılıktan’’ yana esiyordu. Bir insan ne kadar dindarsa bilgiye ve kültüre o kadar az ihtiyaç hisseder anlayışı ile dinin dışlanması beraberinde çeşitli sorunlar getirmiştir. Ancak bu reformların toplumun tüm kesimlerinde aynı ölçüde kabul gördüğünü söylemek mümkün değildir. Özellikle Menemen Olayı, Ağrı İsyanları ve Serbest Cumhuriyet Fırkası deneyimi, Cumhuriyet reformlarının toplumsal düzeyde çeşitli dirençlerle karşılaştığını göstermektedir. Bu durum, devlet ile toplum arasındaki kültürel ve ideolojik uyumun tam anlamıyla sağlanamadığı yönünde yorumlanmıştır.
Erken Cumhuriyet döneminde ortaya çıkan temel tartışmalardan biri, dinin kamusal hayattan çekilmesi sonrasında oluştuğu düşünülen “manevi boşluk” meselesidir. Araştırmacılar, bu boşluğun milliyetçilik, tarih bilinci ve kültürel aidiyet aracılığıyla doldurulmaya çalışıldığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda Türklük, tarih, dil ve ulusal kültür unsurları yeni rejimin ideolojik temel taşları hâline gelmiştir. Devlet eliyle yapılan bu dönüşüm hareketinin en önemli havarileri öğretmenler, üst düzey devlet memurları olmuştur. 1929 yılında Mustafa Kemal Yalova'daki Atatürk Köşkü'nde Ruşen Eşref ile yaptığı konuşmada açılan manevi çukurlar, bunlar yaptıklarımızı giderek tehlikeye düşürüyor demiştir. (Türke Tapmak, İletişim yayınları)
Bu süreçte Türk Tarih Kurumu önemli bir rol üstlenmiştir. Kurumun kuruluşuyla birlikte Türk tarihinin İslam öncesi dönemlerine yönelik ilgi artmış, Orta Asya Türk kültürü merkeze alınarak yeni bir tarih anlatısı oluşturulmaya çalışılmıştır. İslam öncesi Türk tarihinin referans alınma çabaları bir öze dönüş hareketi olarak nitelendirilmiştir. Bu yaklaşımın amacı, ulusal kimliği dini referanslardan bağımsız şekilde yeniden tanımlamak ve seküler bir tarih bilinci geliştirmektir. Bu çerçevede Osmanlı geçmişi ve İslam medeniyetiyle kurulan ilişkinin yeniden yorumlandığı görülmektedir.
Cumhuriyet ideolojisinin şekillendirdiği vatandaşlık anlayışı, belirli ortak değerler etrafında birleşmiş homojen bir toplum oluşturmayı hedeflemiştir. Bununla birlikte tek parti döneminde farklı ideolojik eğilimlere yönelik sınırlamalar uygulanmış; komünizm, İslamcılık ve bazı muhalif düşünceler devlet tarafından tehdit olarak değerlendirilmiştir. Bu durum, dönemin siyasal atmosferinin otoriter yönleri üzerine yapılan tartışmaların temelini oluşturmaktadır
20. yüzyılın ilk yarısında bilim, ilerleme ve medeniyet kavramları birçok ideolojinin merkezinde yer almıştır. Ancak iki dünya savaşının yol açtığı büyük yıkım, modernleşme düşüncesine yönelik iyimserliği önemli ölçüde sarsmıştır. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin insanlığa refah sağlamasının yanında savaş teknolojilerini geliştirmesi, ilerleme fikrine yönelik eleştirileri artırmıştır. Medeniyet ise artık tek dişi kalmış olsa da bir canavardır. Bu dönemde millet, vatan ve ulusal kimlik gibi kavramlar daha güçlü biçimde öne çıkmış; dinî ve kültürel aidiyetler yeniden önem kazanmaya başlamıştır.
Günümüzde ise teknoloji, savunma sanayii ve medya alanındaki gelişmeler kültürel ve ideolojik tartışmaların önemli bir parçası hâline gelmiştir. Özellikle Selçuk Bayraktar öncülüğünde geliştirilen İHA ve SİHA teknolojileri, Türkiye’de muhafazakâr kesim açısından bilim ve teknoloji alanındaki başarıların sembollerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Psikolojik üstünlük dindar kesime geçmiştir. Bu gelişmeler, dinî kimlik ile teknolojik ilerleme arasında zorunlu bir karşıtlık bulunmadığı yönündeki görüşleri güçlendirmiştir. Din terakkiye mani değildir.
Diğer taraftan iletişim teknolojilerinin gelişmesi, televizyonun yaygınlaşması ve sosyal medyanın etkisinin artması, kültürel dönüşüm süreçlerini hızlandırmıştır. Özellikle medya, sanat ve sinema alanlarının toplumsal değerlerin şekillenmesinde önemli araçlar hâline geldiği görülmektedir. Bu durum, Türkiye’de sekülerleşme, kültürel kimlik ve gençlik üzerine yürütülen tartışmaların merkezinde yer almaktadır. Özelikle televizyonun yaygınlaşması, sosyal meydanın alıp başını gitmesi ile seküler kesimin önünü açılmıştır. Sanat ve sinema sektörünün bu kesimin elinde olması sebebi ile medyada kolayca boy göstermiş ve bu sektörün nerede ise tek hâkimi olmuşlardır. Üç yüz yılda yapılamayan sekülerleşme otuz yıl gibi kısa bir sürede gerçekleştirilmiştir. Yeni nesil büyük oranda seküler zihniyetin eseridir.
Sonuç olarak erken Cumhuriyet döneminden günümüze kadar Türkiye’de din, laiklik, milliyetçilik ve modernleşme ilişkisi sürekli tartışılan konular arasında yer almıştır. Devletin modernleşme politikaları ile toplumun tarihsel ve dini hafızası arasındaki ilişki, Türkiye’nin siyasal ve kültürel gelişimini anlamak açısından önemini korumaktadır. Sait Nursi şunu der; Batılılar ne kadar dinden – Hristiyanlıktan uzaklaştı ise o kadar geliştiler, Müslümanlar ise ne kadar İslam’dan uzaklaştılarsa o kadar gerilediler. Tüm dinleri aynı kefe koymak doğru bir davranış şekli değildir. Bilime ve gelişmeye mani olan Ruhban Hristiyanlık ile Âlimin kaleminden dökülen mürekkebi şehidin kanı ile eş değerde gören İslam ay din değillerdir. Avrupa dine karşı diye biz demi dinimize karşı olacağız. Örneğin medreseleri kapatmak yerine ıslah etseydik daha doğru bir modernleşme politikası olmaz mıydı?
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
- SEKÜLERİZM, MİLLİYETÇİLİK GE MANEVİ BOŞLUK 21 Mayıs 2026 Perşembe 18:22
- YERLİ VE MİLLİ MÜNEVVER - AYDIN 27 Nisan 2026 Pazartesi 11:06
- SORUMLULUK BİLİNCİ 24 Mart 2026 Salı 21:00
- DEİZM VE PASİF TANRI İNANCI 16 Aralık 2025 Salı 14:51
- ORTADOĞU MEDENİYETİ1 Aralık 2024 Pazar 14:22
- ANTİSEMİTİZM VE SİYONİZM25 Ekim 2024 Cuma 12:12
- SİYONİZM VE FİLİSTİN'İN İŞGALİ14 Eylül 2024 Cumartesi 18:36
- CUMHURİYET YÜZ YAŞINDA6 Kasım 2023 Pazartesi 07:59